DOLAR 38,1137 0.18%
EURO 42,0543 -0.85%
ALTIN 3.709,46-2,27
BITCOIN 31637470.39115%
İstanbul
11°

PARÇALI BULUTLU

SABAHA KALAN SÜRE

  • Menü
X
Zeliha Çağlayan

Zeliha Çağlayan

03 Nisan 2020 Cuma

Eğlenmek ve öğrenmek için Japonca metin okumak

Eğlenmek ve öğrenmek için Japonca metin okumak
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Başka yolu yok

Önceden yazdığım yazı dizisinde hiragana ve katakanadan kanjiye kadar üç farklı metni ele almıştım. Hepsini bilmek Japonca metinleri okuyabilmek açısından önemli ama iş okuma becerisiyle bitmiyor. Birisinin öğrendiği karakter sayısını hesaplamak çok hoşumuza gitse de temel okuryazarlık seviyesi için gerektiği söylenen yaklaşık 2000 jōyō kanjisini öğrenmek akıcı bir şekilde okuyabileceğinizi otomatik olarak garantilemiyor.

Nihayetinde okumaya yönelik alıştırmaların yerini hiçbir şey tutmuyor. İlk başta dil öğrenme kitaplarındaki kısacık parçalar gelişmeyi ateşleyerek yeterli geliyor. Bir süre sonra ise anadili Japonca olanlar için yazılan metinlere geçmek gerek. Yine de okuma kaynaklarının çokluğunu göz önüne alınca insan nereden başlayacağını bilemiyor. Karar verirken düşünülmesi gereken önemli bir nokta sizi neyin motive ettiğini bulmak olabilir. Mesela neyi daha fazla okumak isterdiniz ya da ne daha çok hoşunuza giderdi? Bu noktayla bağlantılı olarak metnin seviyesi de önemli, çok zor bir şeyi seçmek hem ilginizi hem de sonuçları olumsuz yönde etkileyebilir.

Sizi motive etmesi açısından en iyi yöntem ana dilinizde okumayı sevdiğiniz metinleri seçmek olacaktır. Haberler, farklı makaleler, çizgi roman, oyun, kurmaca olan ya da olmayan metinler veya herhangi bir şey, fark etmez. Akıcı bir şekilde okuma amacıyla çıktığım kendi serüvenimden örnek verirsem Keigo Higashino ve Haruki Murakami’nin romanlarının gizeminde kaybolup bayağı bir zaman harcadım diyebilirim. Kişisel zevkler herkese hitap edebilecek bir tavsiyede bulunmayı zorlaştırıyor haliyle. Yine de halihazırda bulunan kaynaklar denizinde kaybolmamak için aşağıdaki fikirlerden yardım alabilirsiniz.

Seviyenizi belirleyin

İlgi alanlarınıza yakın sosyal medya hesaplarını takip etmek yapabileceğiniz şeylerden biri. Mesela Twitter’da kısa metinler hiç tükenmiyor ve bazen bunlar daha uzun makalelerle ilgili size genel bir bilgi de verebilir. Nereden başlayacağınızdan emin değilseniz bu sayede düzenli olarak okumak isteyebileceğiniz Japonca siteleri keşfedebilirsiniz. Bazı kullanıcıların internette kullandığı argo kelimeler sizi zorlayabilir ama @yasashiinews gibi için temel seviyede Japonca kullanan hesaplar da var. NHK News Web Easy adlı sitede basit bir dille yazılmış güncel hikayeler de güzel bir kaynak olabilir.

Japonya’nın dışındaki yerlerde yazılı kaynaklara erişmek zahmetli ve pahalı olabilir ama yabancılara yönelik hazırlanan kaynaklara kıyasla, Japonya’da olanlar için daha hesaplı birçok kaynak var. O zaman mesele seviyeyi belirleyebilmekte. Bazı kitaplar ilkokulun farklı seviyeleri için, ben de öğrenmeye ilk başladığım zamanlarda bu kitapları kendime az çok rehber edinmiştim. Ayrıca ciltsiz kitapların (bunkobon) öğrenme açısından daha elverişli olduğunu da fark ettim çünkü bu kitaplar yaygın olarak kullanılmayan kanjilerin de okunuşunu furigana olarak veriyor ama ciltli kitaplarda (tankōbon) böyle bir şey yok.

Hızlı ve yavaş okuma

Öğrenme amaçlı okuma yapmak iki büyük başlık altında incelenebilir. Pekiştirerek okuma daha kısa ama daha zor metinleri tamamen anlayabilmeye ve bu sırada yeni karşılaşılan kelimeleri dikkatlice kontrol etmeye dayalı. Bu genellikle anlamayı ölçmeye yönelik soruların sorulduğu sınıf ortamında en sık karşılaştığımız okuma biçimi. Bir metni çevirmek de pekiştirerek okumayı gerektiriyor.

Kapsamlı okuma ise daha uzun ama daha basit metinleri dikkatle incelemeden genel olarak anlamaya dayalı. Keyif almak için okuma yapmak da buna dahil. Bu sayede bilgi kapasitesi artıyor ve okur sözcükleri belli bir bağlamda öğreniyor. Buna karşılık, pekiştirerek okuma öğrenmesi daha fazla çaba gerektiren sözcüklerin ve ifadelerin üzerinde durma fırsatı sunuyor. Öğrenme sürecinde ikisinden de faydalanmak her açıdan en iyi sonucu verecektir.

Bazı araştırmalara göre akıcı bir şekilde kapsamlı okuma yapmak ve öğrenmek, metnin %98’nin anlaşılmasını gerektiriyor. İlginç görünen bir kitaba kendinizi kaptırmadan önce ilk sayfada bilmediğiniz kelimelerin toplam kelimelerin yüzde kaçına denk geldiğini hesaplayarak anlama seviyenizi ölçebilirsiniz. Bu ciddi bir yöntem olmasa da kelimelerin %10’unu ya da daha fazlasını bilmiyorsanız kitap büyük bir ihtimalle sizi zorlayacaktır ve daha çok pekiştirerek okumaya yöneliktir.

Motivasyonunuzu kaybetmeyin

Öğrendikleri dilde orta seviyeye gelenler, başlangıçta sürekli yükseliş gösteren grafikleri düşmeye başladığında durağan bir süreçle karşı karşıya kalır. Bu durum aslında, ders kitaplarından okuması daha zor olan şeylere geçmek için bir işarettir. Özellikle zamanı olmayan yetişkinler için sürekli hem merak uyandıran hem de doğru seviyede kaynak bulabilmek, deneme ve yanılmalarla dolu zor bir süreç olabilir (Tecrübeyle sabittir).  

Son olarak yine motivasyonun önemini vurgulamak istiyorum. Genellikle okumak, bağlamdan ayrı olarak ezberlemesi çok zor olan gramer yapılarının birçoğuyla ilgili bilgi edinmeyi de sağlar. Higashino’nun gizemlerinden büyük keyif almıştım. Aynı zamanda şirket raporlarından siyasi makalelere kadar iş hayatımdaki birçok metni anlamama yardımcı olduğunu da gördüm. Özellikle temel becerileri geliştirmek söz konusuysa daha çok sevdiğiniz ve sizi ne okumanız gerektiği konusunda endişelendirmek yerine motive eden şeyleri okumak en iyisi bana göre.

Kaynaklar

İşte size önerilen kaynaklardan bazıları! Liste kapsamlı sayılmaz ve özellikle haberlerle kitaplar üzerine yoğunlaşıyor (ağırlıklı olarak kurmaca metinler).

Temel seviyede Japonca (yasashii nihongo) için online kaynaklar:

NHK News Web Easy

Matcha (daha çok seyahatle ilgili metinler)

Withnews (yasashii nihongo serisi) ve Twitter hesabı @yasashiinews

Hukumusume (Japon peri masalları, efsaneleri ve yılın her günü için farklı hikayelerle dolu bir site)

Haber siteleri

Nippon.com sitesinin de Japonca versiyonu mevcut. Birçok makale de İngilizceye ve başka dillere çevrilmeden önce bu sitede yayımlanıyor (Bir makalenin üst kısmındaki diller listesinde yer alan 日本語 linkine tıklarsanız makalenin Japoncasına da erişebilirsiniz.)

Yahoo News ve NHK News (Popüler makaleleri bulmak için sıralamaya [ランキング] bir göz atabilirsiniz.)

Gazeteler

Yomiuri Shimbun ve Asahi Shimbun gibi günlük gazetelerin nüshaları, özellikle öğrenirken metinlerin üzerine not almayı sevenler için iyi olabilir. Basitleştirilmiş olmasa da standart Japoncaya sıkı sıkıya bağlı, böylelikle okuması daha kolay.

Çocuk kitapları

Japonya’daysanız normalde kitapçılardaki çocuk bölümüne göz atmanızı önerirdim (Koronavirüs salgını nedeniyle yayım zamanında kalabalık dükkanlar pek ideal olmasa da). Sevebileceğiniz bir yazar ya da yayınevi bulduğunuzda sıradaki kitabı seçmek daha da kolay. Kurmaca olan ve olmayan birçok metni nedeniyle Poplar Pocket Bunko (ポプラポケット文庫) yayınevini tavsiye ederim, tüm kitaplar sırtındaki okuma seviyelerine göre de işaretlenmiş.

Ek kaynaklar

Bu tarz kitaplar farklı konularda kelime haznenizi genişletmek için harika olabilir. Mesela toplum (社会; shakai) başlığı altında coğrafya ve tarih var. Ya da bilim (理科; rika) konusunda bilgilerinizi tazeleyebilirsiniz. Liseye giriş sınavına hazırlanan öğrenciler için olanくらべてわかるできる子図鑑 (Kurabete wakaru dekiru ko zukan)’ı da deneyebilirsiniz ya da tercihinize göre araştırma yapabilirsiniz. Japonya’daki Kanji Yetenek Sınavı’na yönelik resmi çalışma kitapları olan 漢検漢字学習ステップ (Kanken kanji gakushū suteppu) da kısa cümlelerle pekiştirerek okuma yapma açısından oldukça faydalı olabilir.

Yetişkin kitapları

Seçenek çok. Bence Keigo Higashino ve Haruki Murakami gibi yazarların eserleri hem keyifli hem de okuma açısından nispeten kolay. Çeviriyle karşılaştırma yapmayı da seviyorsanız Murata Sayaka’nın Konbini Ningen adlı kitabını Hüseyin Can Erkin’in Türkçeye çevirdiği Kasiyer’le birlikte veya Pengin Haiuei’i Andrew Cunningham’ın İngilizceye çevirdiği Penguin Highway’le (Türkçeye henüz çevrilmemiş) deneyebilirsiniz. Yine de fırsatınız varsa kitapçılara bir göz atmanızı tavsiye ederim.

İki dilde kitaplar

Aynı zamanda içinde İngilizce çeviriler ve notlar olan bazı kitaplar da var. Bunlar Japonca öğrenenlere yönelik Read Real Japanese ciltleri sayesinde kolayca bulabileceğiniz Japonca hikayelerden modern klasiklere eğilen Breaking into Japanese Literature’ın zorlu metinlerine kadar çeşitlilik gösteriyor.

(Metnin aslı İngilizcedir. Kapak sayfasındaki fotoğraf: © tkc-taka/Pixta.)

Haberin orijinalini okumak için buraya tıklayın.

Devamını Oku

Salgın hastalıkların habercisi olan Japon folkloruna özgü bir yaratık koronavirüsün patlak vermesiyle yeniden ortaya çıktı

Salgın hastalıkların habercisi olan Japon folkloruna özgü bir yaratık koronavirüsün patlak vermesiyle yeniden ortaya çıktı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Dünya hiç bitmeyecek gibi gelen koronavirüs krizinin ortasında kalmışken geleneksel Japon folklorunun parlak yıldızlarından bir yaratık kimileri için umut ışığı oldu.

Yōkailerin (Japon folklorundaki hayaletlerin) içinde salgın hastalıkları öngörebilen bir yaratık olan Amabie, son zamanlarda Japonya’da büyük ilgi görüyor. Efsaneye göre gagası da olan yarı insan, yarı balık bu yaratık Edo döneminde Japonya’nın güneybatısındaki Kumamato bölgesinin yakınlarında ortaya çıkmış. Salgın hastalıkları def edeceğini söyleyerek insanlardan kendisinin resimlerini paylaşmasını istiyor, sonrasında ise denizde gözden kayboluyormuş.

Yōkainin ustalarından biri olarak kabul edilen ve son dönemin manga çizerlerinden Shigeru Mizuki’nin çalışmalarıyla ilgilenen Mizuki Yapım 17 Mart’ta Amabie’nin bir çizimini “Modern zamanların salgını umarım yok olup gider” mesajıyla Twitter’da paylaştı.

Bu paylaşımın ardından manga çizerleri ve Chiko Umino, Mari Okazaki ve Toshinao Aoki’nin de arasında bulunduğu çizerler salgının son bulmasını dileyerek kendi çizimleriyle bu yaratığı paylaştılar. Yapılan paylaşımlar şu sıralar hayranların yorumlarıyla dolup taşıyor. Biri yeni koronavirüsün yayılmasını önlemek için bunu telefonunun duvar kağıdı olarak kullanacağını söylerken bir başkası çizimlerin başka virüslerden kurtulmaya da yardımcı olabileceğini düşünüyor.

Japonya’nın batısında kalan Tottori bölgesinin Sakaiminato şehrindeki (aynı zamanda çizerin de doğum yeri) Mizuki Shigeru Kinenkan Müzesi’ne şu sıralar Amabie’yle ilgili birçok soru yağıyor. Japonya’da daha önce geleneksel yōkailere ayrılan kısımda Amabie’yle ilgili bilgilendirme amaçlı panel düzenlense de daha sonra bu ziyaretçilerin dikkatini çekmek için girişin yakınına taşındı.

Müzenin başındaki Yukio Shoji, “Sadece gençlerden değil, yaşlılardan da karşılık alabilmek bizi şaşırtıyor. Belki de bu durum yaratığın parlak ve ışıl ışıl görünüşüyle alakalıdır. İnsanların üzerinde kesinlikle bir etkisi var” diyerek düşüncelerini dile getirdi.

(Metnin aslı Haruno Kosaka’nın Japonca yazısına aittir.)

Haberin orijinalini okumak için buraya tıklayın.

Devamını Oku

Japonya’daki okulların virüs sebebiyle kapanmasının ardından birçok aile çareyi çocuk bakımı hizmeti sunan uygulamalarda buldu

Japonya’daki okulların virüs sebebiyle kapanmasının ardından birçok aile çareyi çocuk bakımı hizmeti sunan uygulamalarda buldu
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Virüsün yayılmasıyla birlikte Japonya’daki okulların çoğu kapandı. Durum böyle olunca da aileler çareyi çocuklarına bakmaya ve ev işlerini yapmaya yardımcı olan uygulamalarda aramaya başladı.

Chiba bölgesindeki Funabashi’de çalışan 37 yaşındaki bakıcı Megumi Takanashi, bir akıllı telefon uygulamasını kullanarak 4 yaşındaki oğluna bakması için geçtiğimiz ay komşusu Ayako Sugiyama’yla birkaç kez iletişime geçti.

“Kreş kapalı olduğunda bile işe gidebiliyorum. Bu açıdan uygulamanın bana çok faydası oluyor” diyerek düşüncelerini dile getirdi Takanashi.

“Kosodate Share” adlı uygulama, zaten birbirini tanıyan üyelere çocuklarına bakıp onları yuvalara bırakacak ve alacak arkadaşlarını bulmaya yarayan bir platform sunuyor. Ayrıca oyuncak ve kıyafetleri değiş tokuş etmeye olanak da sağlıyor.

Her bir iş saat başı 500 yene ($5) mâl oluyor. Uygulamanın sahibi olan AsMama şirketi üyelerinden hiçbir ücret talep etmiyor ve çocukların başına gelebilecek yaralanmaları da sigorta kapsamına alıyor.

Platformda arkadaşları olmayanlar içinse şirket eğitimli personellerden birini gönderebiliyor.

Şu anda uygulamaya kayıtlı 73,000 kişi var. Hepimizin bildiği gibi hükümet akciğer iltihabına yol açan virüsün yayılmasını önlemek amacıyla martın başından itibaren ülkedeki çoğu okulun kapatılmasını talep etti. Bununla birlikte, AsMama şirketi yeni üye sayısının bir günde ona katlanmasını bekliyor.

Diğer yandan “Taskaji” adlı hizmete gösterilen talepte de bir artış söz konusu. Tokyo’daki bir şirketin sunduğu bu hizmet, ev yapımı yemek bekleyenlerin aşçılarla eşleştirilmesini sağlıyor.

Kullanıcıların aşçıların ustalık seviyesine ve deneyimlerine göre ödemesi gereken miktar saatlik 1,500’den 2,990’a kadar değişebiliyor. Taskaji Şirketi ise okullar kapatıldıktan sonra geçici bir süre için ücretlerde 1,000 yene kadar indirime gitti.

Tokyo’nun Ekonomi Ortaklığı Şirketi’nin genel sekreteri olan 30 yaşındaki Anju Ishiyama, bu tarz platformların aynı zamanda doğal afetlerden etkilenen ve nüfus kaybeden bölgelerde yaşayan insanları desteklemek için kullanıldığının da altını çizdi.

Ishiyama “Eşleştirme hizmetlerini, ihtiyaç sahipleriyle yardım etmeye gönüllü olan insanları bir araya getirmek için bir altyapı olarak daha da geliştirmeyi umuyoruz” diyerek sözlerini noktaladı.

Haberin orijinalini okumak için buraya tıklayın.

Devamını Oku

Japonya’da anime ve oyunları seslendiren kadınların sayısı artıyor

Japonya’da anime ve oyunları seslendiren kadınların sayısı artıyor
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Animelerin ve oyunların dünya çapındaki başarısına rağmen, Japonya’da profesyonel bir seslendirme sanatçısı (seiyū) olarak yol almak kolay değil. Maaşlar açısından da durumun çok parlak olduğu söylenemez, bu tabloya bir de seslendirme ve oyunculuk derslerinin maliyetinin eklendiğini düşünün. Büyük işlere girerseniz işin rengi değişebilir tabii. Bir anda doğum gününüzü kutlayan ve sizinle çılgınca nedenlerle buluşmak için kapınızda kuyruk olan bir hayran kitlesi etrafınızı sarabilir.

Yeni hazırlanan bir listeye göreyse Japonya’daki seslendirme sanatçılarının sayısı bu yıl zirve yaparak son yirmi yıldır durmadan artan trendini korudu. “Seiyuu Grand Prix Dergisi”nin mart sayısının eki olarak gelen “Kadın Seslendirme Sanatçıları 2020 Listesi”nde de sektörde aktif olarak çalışan 907 sanatçının profiline yer verilmişti. Her birinin profilinde fotoğraf, örnek çalışmalar, doğum tarihi, memleket, kan grubu, hobi ve özel beceriler gibi bilgiler de mevcut.

Derginin ilk yayınladığı “Seslendirme Sanatçıları Listesi” 2001’de kayıtlı olan toplamda 225 sanatçıyı içeriyordu. Geçen yılın listesinde 847 kişi vardı. Bu yıl ise 60 yeni isim daha listeye katıldı. Bunların arasında Music Ray’n adlı Japon müzik şirketinin üçüncü nesil idollerinden 5 genç seslendirme sanatçısı ve şarkıcı, popüler olan “CUE!” oyunu için çalışan seslendirme sanatçıları (bu oyunda 16 acemi seslendirme sanatçısının kaderini siz çiziyorsunuz), hatta Takarazuka Tiyatrosu’ndan erkek rolleriyle ünlü kadın oyuncu Nanami Hiroki de var.

İnternet kullanıcıları ise profesyonel kadın sanatçıların artan sayısı ve bunun olası nedenleri hakkında yorum yapmakta gecikmedi:

“Sayılar dergiden dergiye değişiyor ama bu dergi çıkardığı 900 kişilik listesiyle harika.”

“Japonya’da aktif olarak çalışan ve seslendirme sanatçılığı yapan erkeklerle karşılaştırıldığında bu artışın nasıl yorumlanabileceğini merak ediyorum doğrusu.”

“Bence 3-5 yıl için iyi iş yapsalar bile sonunda çoğu seslendirme sanatçısının piyasadan tamamen silindiğini de unutmamak lazım.”

“Gittikçe daha fazla seslendirme sanatçısı Nana Mizuki gibi bir idol haline geliyor.  Bence şu sıralar kadınların çoğu seslendirme sanatçılığı yaparken idollere öykünüyor.”

“Büyük isimler zamanla emekliliğe ayrılıp hayata veda ettiği için, yeni seslendirme sanatçılarına her zaman ihtiyaç olacaktır. Asıl soru sanatçıların hepsinin iş bulup bulamayacağı.”

Seslendirme sanatçılığı sektörünün bugünlerde yolunun animeler, oyunlar, yabancı film dublajı ve şarkıcılıkla daha fazla kesişmesiyle birlikte sanatçıların birçok rolü de üstlenmesi gerekiyor. Yaşanan artış belki de Japonya’daki seslendirme sanatçılığı tanımının değişmesiyle yakından ilgili olabilir.

Haberin orijinalini okumak için buraya tıklayın.

Devamını Oku

Japonya’daki yabancıların akıl sağlığı hizmetlerine erişimi gelişiyor

Japonya’daki yabancıların akıl sağlığı hizmetlerine erişimi gelişiyor
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Sağlık hizmetlerine daha kolay erişim

Japonya’daki yabancı nüfusun yaşadığı akıl sağlığı sorunlarında bir artış söz konusu. Taishō Üniversitesinde doçent doktorluk ve Japon Kültürlerarası Psikiyatri Topluluğunda müdürlük yapan Ukawa Kō’ya göre, yeni bir kültüre uyum sağlamanın verdiği stres insanların klinik depresyon gibi sorunlarla karşılaşma riskini önemli ölçüde arttırıyor. Ukawa bu durumu “Bazı araştırmalara göre yabancı bir kültüre uyum sağlamak bu riski yediye katlayabilir.” diyerek açıklıyor. “Çoğu insan için başka bir ülkeye taşınmak sosyal statü ve gelir kaybı anlamına geliyor. Bu durum da sosyal açıdan bir yenilgi hissine ve daha fazla strese neden oluyor. İnsanlar yeni koşullara uyum sağlama açısından ellerinden geleni yapsa da bu süreçte yaşanan zorluklar akıl sağlığı sorunları yaşama riskini arttırıyor.”

Ukawa, Japonya’nın yabancı nüfusu için akıl sağlığı hizmetlerini desteklemeye çalışan uzman grubunun bir parçası. Farkındalığı arttırarak ve risk altındaki insanlar için etkili tedaviye duyulan ihtiyacı vurgulayarak bunu başarmaya çalışıyorlar.

Bu grup 1993’te, Japonya’daki yabancılarla yapılan evlilikler artıyorken kuruldu. Ukawa, bir yıl ya da daha fazla süre için Japonya’da yaşayan göçmenlerin ve mültecilerin topluma ayak uydurması için yardım etmeyi amaçlamalarının yanı sıra, yurt dışında iş veya eğitim amacıyla bulunup geri dönen Japonlara destek olmayı da umduklarını söylüyor. “Bizimki gibi hizmetlere duyulan ihtiyaç gelecek yıllarda daha da artacak. Özellikle de Japonya’daki yabancıların sayısı artmaya devam ettiği sürece. Kapsamlı bir yöntem benimsedik ve diğer disiplinlerden de yardım alıyoruz. Tıp, sosyoloji, antropoloji, psikiyatri ve dilbilim alanında deneyimli uzmanlarla çalışıyoruz.” diyerek açıklamalarına devam etti Ukawa.

Bir üniversitede profesör olan Ukawa ayrıca tabunka kyōsei, yani “çok kültürlü birlikte yaşam” kavramları üzerine ders de veriyor. Yine de Ukawa mültecilerin akıl sağlığı üzerine yaptığı çalışmalarını “hayatının işi” olarak adlandırıyor. Gerektiğinde psikiyatri uzmanlarının da yardımıyla, Ukawa düzenli olarak danışmanlık seanslarının yanı sıra devlet kurumları ve kâr amacı gütmeyen kuruluşlar adına görüşmeler yapıyor. Sonrasında bulduklarını ve uzman görüşlerini akademik topluluklarda ve özel dergilerde yayımlanan makalelerde paylaşıyor. Onun görüşleri sadece mülteciler için değil, tüm yabancı nüfusun sağlık hizmetlerini sağlamak açısından da önemli.

Teker teker aşılan engeller

Ukawa’ya göre yabancılara yapılan herhangi bir sağlık yardımında aşılması gereken ilk engel dil, ayrıca “İşimizin önemli bir kısmı ilk olarak insanların sağlık hizmetlerine erişimine yardım etmek.” diyerek de ekliyor. Bu durum, Japonca dışındaki dillerde de danışmanlık hizmetleri sunan sağlık kurumlarıyla ilgili bilgilendirmeler yapmayı ve insanların kendi ülkelerindekinden farklı olan sağlık sisteminde kaybolmamaları için yardım alabilmelerini de kapsıyor.

Ukawa’nın yurt dışında yaptığı karşılaştırmalı araştırmalar, insanların sağlık hizmetlerine yaklaşımlarındaki farklılıkları gözler önüne seriyor. “Kanada’da insanlar kötü hissettiği zaman muayene olmak ve teşhis için normalde önce aile hekimlerini ziyaret ediyor. Aile hekimi de gerekirse kişiyi bir uzmana veya hastaneye yönlendiriyor. Japonya’da ise aile hekimi kavramı aynı oranda oturmamış. İnsanlar ilk önce bir uzmandan yardım almaya çalışıyor.” diyor Ukawa. Ödeme sistemleri de farklılık gösteriyor. “Kanadalılar aylık olarak 6,000 yen kadar harcama yapıyor sağlık sigortası için. İlaç yazdırmak için doktora görünmekten ameliyata kadar diğer her şey ise ücretsiz. Öte yandan, Japonlar doktora gittiğinde ve ilaç yazdırdığında sağlık ödemesi yapıyor.” Ukawa, iki sağlık sistemi arasındaki farkların arasında yol almaya çalışmak yabancıların kafasını karıştırıp sağlık hizmetlerine tam erişim sağlamalarına engel olabilir diyerek konuya dikkat çekiyor.

Daha sonra Ukawa’nın aklına uyku problemi için tedavi gören bir Etiyopyalının durumu geliyor: “İlk ziyaretten iki hafta sonra hastanın durumu gözetim altına alındı ama hiçbir gelişme gözlenmedi. Doktor hastaya yazılan ilacı kullanıp kullanmadığını sorduğundaysa hasta doktorun hiçbir ilaç yazmadığını söyleyerek şaşırdı. Aslında hasta ilaçların klinikte doktorlar tarafından verildiğini sanıyordu, Japonya’da reçete yazdırmak için eczanelere gidilmesi gerektiğini bilmiyordu.”

Taishō Üniversitesinde doçent doktorluk yapan Ukawa Kō, Vietnamlı mültecilerin karşılaştığı sorunlar üzerine çalışıyor, özellikle de kadınların hamilelik ve sonrasındaki süreçte yaşadığı sorunlara üzerine yoğunlaşmış durumda.

Diğer ülkelere kıyasla doktor randevularıyla ilgili farklılıklar da var. Ukawa “Gelişmekte olan ülkelerden gelen bazı insanlar istedikleri zaman doktora gidemedikleri için şaşırıyor. Bir insana doktorla görüşmek için randevu almaları gerektiğini ve bunun için bir aya kadar beklemeleri gerekebileceğini söylediğimizde üzülebiliyorlar.”

Yanlış anlaşılmalar yabancılarla sınırlı da değil. Ukawa, sağlık tesislerindeki görevlilerin bazen yabancıları çağırırken Japon olmadıklarını anladığında onlara doktorların tüm randevularının dolu olduğunu söylediklerini belirtiyor. “Böyle durumlarda, bir sözlü çevirmenin yardımcı olacağını ya da hastanın sağlık sigortası olduğunu söylemek yardımcı olabiliyor.” diyor Ukawa. Endişeler giderildiğinde, randevu süreci daha da kolaylaşıyor.

Japonya’daki sağlık sisteminin ayrıntılarını ve hastalar hakkında sağlık kurumlarının bilmesi gerekenleri açıklamak için çeşitli yaklaşımlar var. Yabancılara yardım eden insanların da farklı durumlarla başa çıkabilmeleri adına eğitim görmeleri gerekiyor.

Fiziksel hastalıklar söz konusuysa bir hastanın milliyeti ya da kültürel kimliğinin teşhis koyarken bir önemi yok. Akıl sağlığı sorunları ise farklı bir konu. Kültürden kültüre insanların semptomları tanımlayış şekilleri farklılık gösteriyor. Batılılar genellikle “depresif” hissettiklerini söylerken, Asya ve Afrika ülkelerinden gelen insanlar daha çok baş ya da mide ağrılarından veya “boğazlarındaki yumru” gibi fiziksel şikayetlerle geliyor doktora.

Ukawa “Eğer bir doktor fiziksel bir sorun bulamazsa, hastaya bir sorun olmadığını söylüyor.” diyor. Böyle durumlarda destek veren kişinin neler olabileceği konusunda dikkatli olması gerektiğinin de altını çiziyor. “Hasta, doktor doktor gezerken ona eşlik etmektense akıl sağlığıyla ilgili sorunları göz önünde bulundurmak da önemli.”

Depresyonun davranışlara yansıyan temeldeki sekiz etkisini (uyku problemleri, ilgi kaybı, suçluluk hissi, enerjideki düşüş, konsantrasyon eksikliği, iştah, psikomotor ve intihar düşüncesi) değerlendiren SIGECAPS kriterleri bu konuda yardımcı olabilir. Ukawa’ya göre, bir kişi iki haftadan fazla bu kriterlerden üçü veya daha fazlasını deneyimliyorsa, kişiyi muayene olması için akıl sağlığı alanında bir uzmanla görüştürmenin çok önemli olduğunu söylüyor.

Yabancı dillerde tedavi hizmetlerine erişimde yaşanan sıkıntılar

Japonya’da yabancı dillerde hizmet veren kurumlar sınırlı sayıda, farklı dillerde akıl sağlığına yönelik hizmet verebilen kliniklerin sayısı ise daha az. Abe Yū bu kurumlarda çalışan insanlardan birisi. Japon Kültürlerarası Psikiyatri Topluluğunun eski müdürü olan Yū, şimdilerde Shinjuku’daki Yotsuya Yui Kliniğinde hastalarını kabul ediyor. Klinik İngilizce, İspanyolca, Korece, Portekizce ve Çince olmak üzere farklı dillerde tedavi olanakları sunuyor.

Abe kliniğe gelen yabancı hastaların sayısında büyük bir artış olduğunu söylüyor. “2019’da 480 yeni hasta girişi oldu. Yaklaşık yüzde yetmiş, sekseni yabancıydı. Bu durum iki yıl öncesine göre büyük bir sıçramaya işaret ediyor, o zamanlar bu oran yarı yarıyaydı.” Özellikle de Filipin gibi İngilizce konuşulan Asya ülkelerinden gelen öğrencilerin ve özel vizeleri olan uzmanların sayısında bir artış söz konusu.

Abe, kliniği 2006’da Japonya’nın artan yabancı nüfusuna hizmet etme amacıyla açtı. 1989’da Madrid Üniversitesinde bir yıl eğitim gördü. 1990’da ise Japonya’daki göçmen yasaları tekrar düzenlendi. Bu düzenlemelerle Güney Amerika’ya göçenlerin ikinci veya üçüncü dereceden akrabaları için yeni bir vize çıkarıldı. Bu sırada Abe’nin yurt dışı deneyimleri Peru ve Brezilya gibi ülkelerden gelen Japon asıllı hastaların sağlık hizmetlerini karşılamak açısından onu daha da teşvik etti.

Hükümetin turizme gösterdiği teşvik ve göçmen yasalarını yeniden düzenlemesi, yurt dışından işçilerin gelmesini kolaylaştırmayı amaçlıyor. Bununla birlikte, Abe’ye göre Japonya’nın bir an önce sağlık sistemini uluslararası açıdan da belirli bir seviyeye çıkarması gerekiyor. Büyük hastanelerin ve daha küçük özel sağlık kurumlarının görevlerini ve sorumluluklarını açıkça tanımlamak bu bakımdan çok önemli bir adım olacaktır.

Japonca dışındaki dillerde hizmet verebilen Japonya’daki yerel kliniklerin sayısının bir elin parmaklarını geçmediğini ve küçük kurumların uzun süre ikamet etmeyi düşünen yabancıların ihtiyaçlarını daha iyi karşılayabildiğini de ekliyor Abe. Olimpiyatlara veya paralimpik oyunlarına gelenler ve hükümetin teşvik ettiği sağlık turizminin bir parçası olarak gelenler de dahil olmak üzere, çoğu hastane sadece kısa süreli ziyaretçilerin ihtiyaçlarını karşılayabiliyor.

Birçok klinik sağlık faturalarını ödemezler korkusuyla yabancı hastalara tedirgin yaklaşıyor. Abe bu konuda endişenin yersiz olduğunu söylüyor çünkü yabancı öğrenciler ve işçiler gibi Japonya’da altı ay veya daha fazla kalan insanların sağlık sigortası genellikle oluyor. Endişelenmek yerine, artan yabancı nüfusla başa çıkabilecek şekilde Japonya acilen sağlık sistemini güçlendirmeli Abe’ye göre. “Farklı bir kültüre ve dile uyum sağlamak zaman alır. Bazıları bu süreci kolay atlatırken diğerleri sıkıntı çekip akıl sağlığıyla ilgili sorunlar yaşayabilir. Yapmamız gereken şey ise gerek Japonya’daki koşullar açısından gerekse ülkelerinde zaten tedavi görmekte olan insanlara yardımcı olmak açısından insanların ihtiyacı olan desteği aldığından emin olmak.”

Sözlü çevirmenlere yapılan ödemeler

Klinikler ve hastanelerde sözlü çevirmenlere duyulan ihtiyaç gittikçe artıyor. Merkezi ve yerel yönetimlerin sözlü çevirmen yetiştirmek, hastanelerde ve kliniklerde geniş kapsamlı hizmetler sağlamak adına gerçekleştirdiği uygulamalar da bu duruma katkı sağlıyor. Ancak, sözlü çeviri hizmetleri sağlık sigortasına dahil olmadığı için bütün mali yükü sağlık kurumları ve hastalar taşımak zorunda kalıyor. Özel kliniklerin birçoğu ise harcamalar yüzünden sözlü çeviri hizmetlerini kullanmak konusunda tereddüt yaşıyor. Ayrıca hükümet daha fazla sözlü çevirmen yetiştirse de çalışma olanakları sınırlı oluyor.

Abe tıp çevirisi hizmeti veren sözlü çevirmenlerden danışmanlık konularında yararlandıklarını ve çok az kurumun sağlık alanında sözlü çeviri hizmeti verebildiğini söylüyor. “Şu an kullandığımız sistemin kurulmasına da biz önayak olduk.” sözleriyle konuşmasına devam ediyor. Ayrıca pazar günleri için Portekizce konuşabilen biri de hizmet veriyor, haftanın geri kalanında ise klinik için uzaktan görüntülü sözlü çeviri hizmeti alınıyor. Ancak Abe bu hizmetin yarım saatliğine 1,000 yene mal olduğunu söylüyor. “Hastaların çoğu bu ücreti karşılamak istemiyor ama telefon üzerinden yeni bir hastaya çeviri hizmeti vermek neredeyse imkansız. Bu yüzden birlikte çalıştığımız ve kâr amacı gütmeyen kuruluşların birinden sözlü çeviri yapabilecek birisini çağırıyoruz.”

Abe Yū Yotsuya Yui Kliniği’ni 2006’da açtı.

Abe, sözlü çevirmenler yetiştirmek ve bu hizmeti sağlamak için bir sistem oluşturmanın merkezi yönetime bağlı olduğunu söylüyor. Merkezi yönetimin sözlü çevirmenlerin maliyetini karşılaması gerektiğini de dile getiriyor. Ayrıca sağlık çalışanlarının da yabancı hastalar ve sözlü çevirmenlerle klinik ortamında etkili bir iletişim kurabilmeleri açısından yetiştirilmeleri gerektiğini de vurguluyor. Yine de sadece sözlü çevirmenlere bel bağlamak yeterli değil, aynı zamanda hastalarla İngilizce iletişime geçebilecek hasta kabul personeli ve diğer çalışanlara da artan bir ihtiyaç söz konusu Abe’ye göre.

Abe “Kliniğimizin onlarca yıllık bir birikimi var ve doktor, hemşire, klinik psikoterapisti ve diğer çalışanlardan oluşan ve farklı diller konuşabilen bir kadroya sahibiz.” diyor. Farklı kültürlerin bir arada olduğu ortamlarda çalışmak isteyen çok sayıda insandan yararlandıklarını da ekliyor. “Tokyo Yabancı Araştırmaları Üniversitesi (Tokyo University of Foreign Languages) ve Ritsumeikan Üniversitesinde eğitim görmüş psikologlarla çalışıyoruz.” Farklı dilleri konuşan bu çok yönlü takımın üyelerinin arasında Portekizce konuşabilen Japon asıllı bir kişi, Çince konuşabilen bir Tokyo Yabancı Diller Üniversitesi mezunu ve Korece konuşabilen bir doktor da var.

Yabancı hastalara yardımcı olmak isteyenlerin sayısı daha çok olsa da şu sıralar insanların becerilerini değerlendirebilmesi açısından hâlâ eksikler var. “Daha potansiyelini kullanamamış ve çeşitli kültürlerin kaynaştığı bir ortamda çalışmak isteyen klinik psikoterapistlerimiz olduğuna eminim ama becerilerini sergileyebilmeleri için yeterli sayıda klinik ve hastane yok. Akıl sağlığı da dahil olmak üzere farklı dillerde sağlık hizmetleri verebilen kurumların sayısını bir an önce arttırmalıyız.”

Haberin orijinalini okumak için buraya tıklayın.

Devamını Oku